21 Şubat 2015 Cumartesi

Son Oyun



Sandaldaki genç adam kollarının yorulduğunu hissetti ve elindeki kürekleri bırakarak homurdanmaya başladı:

“Artık yeterince uzaklaştık sanırım, buradan seni kimseler göremeyecek.”

Sandalın diğer ucunda, başı yana yatmış cansız bir beden bulunuyordu. 1.70 boylarında, kum rengi saçları olan zayıf bir bedendi bu. Cesedin boynundaki zincirli kolye denizin dalgaları ve güneşin etkisiyle ışıldıyordu. Karşısındaki soğuk yüzü seyreden adam ise oturduğu yerde düşüncelere dalmıştı.

“Meğer o kadar çirkin değilmişsin be arkadaş. Hatta yakışıklı olduğun bile söylenebilir. Yüzündeki masum ifadeyi keşke seni öldürmeden önce de taşıyabilseydin. O zaman dayanamaz ve belki sana ilişmezdim.” diye iç geçirdi.

Sandalın üzerinde doğrularak, cesedi kucaklamak için kendinden emin şekilde adımlarını atmaya başladı. Elleriyle cesedin kollarını kavrayıp biryandan da söylenmeye devam ediyordu.

“Biliyor musun” dedi.

“Minnet duymalısın, bu dünyadan çekip çıkaran birini bulduğun için yani. Eğer müdahale etmeseydim, seni daha fazla üzecek insanlarla karışılacaktın. İnsanoğlunun menfaatleri karşısında daha fazla yıpranacak ve bir piyon gibi yaşamaya devam edecektin. Yaşadığın hayat sana acı vermekten başka bir işe yaramadı.”

Öldürdüğü adamın belini kavrayarak sandaldan dışarı yuvarladı. Ceset denize düştüğü sırada genç adam, yalpalanan sandalda dengesini kaybetmeye başlamıştı. Cesetle beraber denize düşmemek için, kollarıyla havada kulaç atsa da, dengesini kaybedip kendini bir anda soğuk suların içinde buldu.

Bedeninin aniden titrediğini hissetti. Sanki biri kollarından tutuyor da hareket etmesini engelliyormuşçasına çaresizdi. Ansızın aklına “Acaba ölmedi mi” düşüncesi saplandı. “Yoksa beni tuzağa düşürdü de, o mu beni öldürecek?”

Denizin dibine yavaşça gömülüyordu. Ciğerlerindeki nefes kendine yetmeyecek kadar azalmıştı. Buna nazaran yaşadığı durum düşünme hızını daha da arttırıyordu. İrileşmiş gözleriyle soğuk suların dibinden, denize attığı adamı aradı. Fakat suyun içinde kendisinden başka kimseyi bulamadı.

Gözlerini yumarak, aklındaki ardı arkası kesilmez sorulara cevap aramaya çalıştı.

Çaresizce denizin dibine doğru ilerliyordu. Nefesi tükenen genç adam ellerini boğazına götürdüğü sırada, boynunda bir şey olduğunu hissetti. Gözlerini açıp boğazındaki nesneye baktığında bunun cesette takılı olan kolye olduğunu anladı. Ve o an kafasında yıldırımlar uçuşmaya başladı. Aklının ona oyun oynadığının farkına varmıştı. Artık kulaklarında tek bir cümle yankılanıyordu:

“O ceset bendim!”

Başını yukarı kaldırıp güneşin parıltısına doğru kulaç atmak istese de birkaç çırpınıştan sonra dayanamayıp kendini başdöndüren karanlığa bıraktı.
Devamını Oku »