17 Ocak 2015 Cumartesi

Öte Dünyaların Hikayesi (3. Kısım)



3.Bölüm


Seçilmişler


 

“Germsel denemeler ilk olarak maddi durumu zayıf ailelerde gerçekleştirildi. Bay Frederick, deneklerin bu zaafından yararlanıp onları çalışmalarına katılabilmek için her aileye düzenli olarak ödeme teklifinde bulunmuştu. Ancak ilk deneklerde bazı komplikeler meydana geldi. Genç çiftlerin yeni doğmuş bebeklerinde 1 yaşından sonra bazı uzuvlar ortaya çıktı. Boyun ve sırt kısmındaki bu uzuvlar, bebekleri adeta yaratığa dönüştürüyordu. Zihinsel açıdan büyük ilerleme kaydedilmesine rağmen, Bay Frederick bu beklenmeyen durumu, denekleri yakarak ortadan kaldırmaya çalıştı. Olanlar yüzden Frederick’le olan tüm samimiyetimi ve iletişimimi kopardım. O ise, bizlerin karşı çıkmasına aldırmayıp, gizli gizli çalışmalarını sürdürmeyi tercih etti. ”

El yazması sayfa 61

 

 

16.yüzyıl dünyasında gözle görülür gelişmeler kaydedilmiştir. Ancak bu ilerlemeler, her zaman aynı hızla gitmeyip yer yer sekteye uğramalar yaşamıştır. Dünya tarihi incelendiği zaman, özellikle Avrupa’daki cadı avı ve büyücü katliamlarının bu yıllara denk geldiği görülmektedir. Yeryüzünde yaklaşık yirmi bin seçilmiş insan, cadılık veya büyücü gibi çeşitli suçlamalarla idam edilmiştir.

Seçilmiş insanlar basık bir odada tartışıyordu. Hararetli tartışma yaşanan oda içerisinde zayıf, bakımlı bir kadın konuşmasını yapıyordu.

“Size söylemiştim arkadaşlar. O üçlü, araştırmasından vazgeçmeyecek ve sonuna kadar gidecekler.”

Kısa boylu, minyon tipli bir adam cevap verdi:

“Geri zekâlı insanlar, atalarımızın 5-6 asır önce kestirebildiği asteroit fırtınasından yeni haberdar oldular, bunlardan mı korkuyorsun Valeria?”

“Senin geri zekâlı dediğin insanlar şuanda buraya kadar gelmeyi başardılar. Noyan’ın günlüğündeki yazıları çözüp peşinden gittiler. Gelecekte yaşanacak bir felaketi engelleyebilmek için geçmişin izini süren bu insanlar mı geri zekâlı?”

“Bunlar senin yüzünden oldu Valeria, ben sana o kitapları ortadan kaldıralım dedikçe, sen karşı çıktın. Şimdide olanlar karşısında çaresiziz diyorsun. Hâlâ gidip onları engelleme şansımız var”

Olmaz diye haykırdı kadın.

“Olmaz diyorum sana! Eskilerin yaptığı hataya düşmemizi mi istiyorsun. Kaderi değiştirmek bizlere kesinlikle yasaklandı. Baksana şuradaki seçilmişlere, sayımız onu geçmiyor. Atalarımız neden katledildi sanıyorsun veya gidenler boşuna mı terk etti yuvasını?”

Kısa boylu genç adam, konuşmacı topluluğunun ortasına gelerek volta atmaya başladı. Adım attıkça yerdeki tahta döşemeler gıcırdıyordu. Eliyle çenesini sıvazlayıp sıkıntılı sıkıntılı dolaştı odada. Valeria’ya dönüp bir süre bekledi.

“Ne yapmamızı bekliyorsun peki? O yok bu yok, ne yapalım sen söyle?”

“Gidip konuşalım bence Pavel. Zorla bizlerden bir şey alacak halleri yok ya! En fazla gidenlerin varlığını anlarlar. Bu da onlara bir şey kazandırmaz ve geri dönmeye karar verirler.”

Bu seferde genç adam olmaz diye sesini yükseltti.

“Bunu nasıl düşünebilirsin Valeria?”

“Başka çaremiz yok gibi görünüyor” dedi kadın.

Tartışma yaşanırken birden bire odanın kapısı sonuna kadar açılıverdi. Davetsiz bir misafir kaşlarını çatmış, odada toplanan seçilmişlere göz gezdiriyordu. Üzerindeki mavi paltonun kemer tokası göz alırcasına ışıldıyordu.

“Sizi şapşallar sizi, bu kadar beceriksiz olduğunuzu tahmin etseydim çok daha önceden önlemimi alırdım. Sizler birer ahmaktan öteye gidemezsiniz” dedi.

Kadın İngilizce konuşuyordu. Seçilmişler hayretle kadına bakıp neler olduğunu tahmin etmeye çalışırken, Valeria yüzündeki şaşırmış ifadeyle aynı dilde karşılık verdi:

“Kime baktınız hanım efendi? Neden söz ediyorsunuz?”

“Neden söz ettiğimi anlamamışmış, iki uyduruktan adamı durduramadınız, varlığımızı öğrenmeleri an meselesi!”

“Varlığımızı derken?”

“Siz ve benden söz ediyorum. Siz seçilmişler… Ve ben, Frederick’in varisi Dr. Clonet.”

Odadaki seçilmişler bir anda ayağa fırladı. Hep bir ağızdan Frederick’in yadigârı bir kadın mıymış diye mırıldandılar. O anda Pavel bir an bile tereddüt etmeden, duvarda süs amaçlı asılı duran çift ağızlı baltayı kaparak Clonet’e doğru fırlattı. Pavel’in bağırtısıyla birlikte havadaki balta süzülürken, Bayan Clonet gözlerini bir anlığına kapatıp açtı. Ama o anlık olay Clonet için uzun bir süre demekti. Zamanı bükme gücünü kullanan kadın, balta yüzüne doğru ağır çekimde yaklaştığını görünce kirpiklerini biran bile kırpmadan üzerine gelen uğultulu baltayı seyretti. İyice yaklaşan baltanın sapına eliyle ters bir hareket yapıp, geldiği yöne doğru gitmesini sağladı. Ve o sırada zamanın akışını serbest bırakınca, balta süratle Pavel’in kolunu sıyırıp duvara saplandı.

Odadakiler olan biteni şaşkınlıkla seyrediyordu. Valeria tam karşılık vermek üzereyken Dr. Clonet işaret parmağını kaldırdı:

“Sakın!” dedi. “Sakın karşılık vermeyin yoksa tüm güvenlik güçlerini buraya toplarım!”

Seçilmişler ve Clonet bir anda olduğu yerde sessizce bekledi. Pavel öfkeyle, yerdeki tahta döşemeye damlayan kanı seyrediyordu.

 

 ***


 

 

Seçilmişler, uzunca yıllar varlığını sürdürebilmiş bir gruptu. Telekinetik yeteneği olan bu insanlar, maddeye hükmedebilme güçlerini kullanmakta ustaydı. 16. yydan beri varlığını yeryüzünde koruyabilen kişi sayısı Bayan Clonet’le beraber sadece 9 kişiydi.

Clonet seçilmişlerden haberdar olmasına rağmen, onların bu kadın hakkında bilgisi yoktu. Frederick’in torunlarından olan Bayan Clonet, hem seçilmiş hem de bir konsey üyesiydi.

Bay Frederick ise 16. yy katliamlarından kurtulmuş bir bilim adamıydı. Aslına bakarsanız bu katliamlardaki baş neden kendisidir. Yaptığı deneyler insanlar arasında birçok tartışmaya neden oldu. Seçilmişler duruma ne kadar karşı çıkarsa çıksın, genetik uğraşmalarına tek başına devam etti. En sonunda bu çalışmalarında başarılı olunca, buluşunu kendi üzerine uyguladı. Ardından haberleri olmadan diğer seçilmişlere…

Clonet onun mirasçısıdır ve oda amacını babasından, dedesinden, büyük büyük dedelerinden, en nihayetinde Bay Frederick’ten almıştır. Bayan Clonet’in erken yaşta konseyin gözüne girmesindeki etken budur. Yani onu başarılı bir genetik mühendisi yapan şey, öğrenim gördüğü okullar değil, Bay Frederick’tir.

Doğal olarak katliamlardan kaçmayı başarabilmiş her seçilmiş insan, zihinsel varlığını dünyaya getirdiği ilk çocuğuna devretti. Asırlar boyu süren bu genetik ilerleme durumu, gizlice varlığını korumuştur.

Evet dedi Clonet. “Artık varlığımı sizden saklamak için hiçbir neden yok. Frederick’ten ve onun buluşlarından gurur duyuyorum. Bana kalırsa sizlerde gurur duymalısınız. O olmasaydı, şuan hiçbir yeteneği bulunmayan sıradan insanlardan ibarettiniz.”

Yaralanan Pavel, kanayan kolunu tutarken, başını kaldırıp konuşmaya başladı.

“Eğer senin o Frederick dediğin günahkâr olmasaydı, binlerce insan hayatını kaybetmeyecekti. Böyle bir adamdan mı gurur duyacakmışız?”

“Atalarınızın nankörlüğü de sizlere miras kalmış anlaşılan. Bende Frederick gibi yapıp sizleri kurtarmak için buralara geliyorum” dedi Clonet. Herkes kaşlarını çatmış, davetsiz misafiri seyrediyordu. Clonet devam etti:

“Eğer sizin gibi fareler yakalanırsa, konsey üzerinizde her tür deneyi yapmaktan çekinmez. O zavallı beyinlerinizin her hücresini ayrıştırıp parçalara bölerler! Ama siz hâlâ…”

Valeria konuşma devam ederken usulca sağ elinin içini yukarı doğru açmıştı. Ani bir hareketle avcunu havaya kaldırdıktan sonra parmaklarıyla sıkı bir yumruk oluşturdu. O anda yerdeki tahta döşemeler büyük bir gürültü eşliğinde ansızın parçalara ayrıldı. Zemindeki toprak, iri kollar görünümünde Clonet’in bacaklarını kavramıştı. Doktor, zamana müdahale edebilse de, geç kaldığının farkına varmıştı. Toprak ve çakıldan oluşmuş eller, bacaklarını koparacakmış gibi sıkıyordu.

Odadaki seçilmişler (Valeria hariç) şaşkınlık içerisinde yaşananları seyretmekteydi.

Valeria herkese haykırarak arkadaşlarının odadan uzaklaşmalarını sağladı. Evin kapısından koşarak çıkarlarken, Pavel yaralı kolunu tutuyordu. Seçilmiş sekiz insan koşar adımlarla gözden uzaklaştı.

Dr. Clonet ise olduğu yerde kıvranıyor, kendisini saran korkunç ellerden kurtulmak için çaba sarf ediyordu.

 

***


 

 

Ross Edelman o saatlerde sinir küpünden farksızdı. Ellerini kırlaşmış saçlarına götürerek Pamir’i seyretti.

“Kim yapmış olabilir bunu Pamir? Getirdiğimiz el yazmaları, irili ufaklı bütün kopyaları dâhil çalmışlar. Tanrıya şükürler olsun ki en azından benim el yazmam paltomdaydı”

“Bilmiyorum” dedi Pamir. Bir ara duraksadıktan sonra devam etti:

“Demek ki o kitaplarda önemli bir şeyler vardı Ross. Sana söylemişim, önemsiz olsalar neden kopyalarına varana dek alıp götürsünler. Bazılarının bizlerden gizlediği bir şeyler var ve biz bunları çözemiyoruz.”

O anda Ross düşünceli bakışlarla bir dakika dedi. Oturduğu yerden ayağa fırlayıp, bilgisayarına doğru yöneldi. Bıraktığı yerde bilgisayarını göremeyince sıkıntılı bakışlarla yanağını ovaladı.

“Ahmak hırsızlar! El yazmalarını taradıktan sonra bazı kombinasyonlar üzerinde çalışmak için bilgisayarıma yüklemiştim. Onu da götürmüşler” dedi.

Pamir’e yaklaşıp heyecanla “Gel benimle” diye arkadaşının kolundan çekiştirmeye başladı. Pamir ne olduğunu anlamak istese de yanıt alamıyordu.

Kolundan tuttuğu arkadaşını odasına kadar geldikten sonra Ross, telaşlı tavırla söylenmeye devam etti:

“Haydi çabuk ol Pamir, bilgisayarını almam lazım”

Pamir, kendi dairesinin kapısını sesli tanımlamayla açar açmaz, Ross koşar adımlarla içerideki bilgisayara kavuştu. İnternet ağına eriştikten sonra, bazı işlemler yapmaya başladı. Bilgisayarın hassas dokunmatik yüzeyindeki parmakları, adeta ritim tutmuş bir piyanistinkini andırıyordu. Ross’un göz bebekleri irileşmişti, bir an yüzü gerildikten sonra kahkaha atmaya başladı.

“Hah hah… Ahmak hırsızlar” dedi. Pamir’e döndü.

“El yazmalarını taradıktan sonra, orijinal ve tercüme edilmiş sayfalarda bazı kombinasyon denemeleri için bilgisayara yüklediğimi söylemiştim sana”

Pamir ayakta dikilmiş Ross’u seyrediyordu.

“İyi ama Ross, bilgisayarını da çalmışlar”

Ross bir kahkaha daha atarak konuşmaya çalıştı.

“Farkındayım elbette Pamir. Benim bilgisayarım, kendisine yüklenen her türde girdiyi, aynı anda evimdeki diğer bilgisayara da yükleyen bir ağ iletişime sahip. Bilgisayarımı çalan hırsızın bu durumdan haberdar olup, uzaktaki sunucuyu resetlemesinden veya ona virüs yollamasından korktum. Neyse ki durumu fark etmemişler, tüm dosyalar sağlam. Az önce iki bilgisayar arasındaki ağı kopardım. Şimdiyse tüm verileri senin bilgisayarına indiriyorum.”

Birkaç tuşa daha bastıktan sonra çalışma masasındaki koltuktan Pamir’e döndü.

“Ve işte tamam, tüm kayıtlar senin bilgisayarında şuanda. Bağlantıyı da her ihtimale karşı kapattım.”

Pamir neşeli bir ifadeyle, iki kadeh içki doldurup birini Ross’a uzattı.

“Bu kutlamaya değer dostum”

Ross yüzündeki gülümsemeyle bardaktan bir yudum aldı.

“Sahi Clonet nerede? Seninle birlikte çıkmamış mıydı oda?”

“Evet ama müze gezisinden sıkıldığını belirterek yanımdan ayrıldı. Zaten bu araştırmanın onu heyecanlandırmadığı ortada.”

“Neyse Pamir, Clonet’i kendi halinde bırakalım da, şu hırsızlık olayını inceleyelim. Daireme ya otel yönetiminden, ya da sesime daha önceden vâkıf biri erişmeyi başardı. Sanırım bu kişinin kimliğini ortaya çıkarabilirsek, ortadaki sır perdesini de aralamış olacağız.”

“Bu şehirde ses kriptonu çözebilecek sadece ben ve Clonet var. Yani buraya geleli çok olmadı, bu da şüpheleri otel görevlilerine çekiyor. İstersen sen burada bekle ben otel yönetimiyle bu konuyu bir araştırayım” dedi.

Ross arkadaşını onaylayarak bilgisayara döndü. Eriştiği dosyaları kâğıt üzerinde yazdırmaya başladığı zaman, Pamir alt kata inmekteydi.

Köksal Pamir, Hilton yönetimine durumu bildirdikten sonra oteldeki görüntü kayıtlarını izlemeye başladı. Ancak öğrendikleri karşısında çaresizdi. Prof. Ross Edelman, kendi dairesinden çıktıktan sonra bırakın birinin içeri girmesini, kimse oraya yaklaşmamıştı bile. Sadece kapının önünden geçen süratli bir gölge belirmişti. Pamir çaresizce görüntü kayıtlarının birer kopyasını alarak Ross’un yanına çıkmaya karar verdi.

Yukarıdaki odada bir süre tartışma devam etti. İkili, görüntü kayıtlarını en ince ayrıntısına kadar tekrar tekrar izledi. Görüntülerde hiçbir oynama izine rastlamayınca, kayıtların incelenmesi için bilişim bürosuna yolladılar. Ross Edelman, Pamir’e bir anda aklına gelen şeyi sordu:

“Bu arada el yazmalarının sahibine durumu nasıl açıklamayı düşünüyorsun? Onları geri vereceğimize söz vermiştik, ne yapacağız?”

“Farkındayım Ross, ancak elimizden bir şey gelmezse ne yapabiliriz ki? Çocuk, kitapların sadece manevi değeri olduğunu söylemişti. Sanırım özrümüzle birlikte bir miktar para teklif edersek sorunu halledeceğimizi düşünüyorum.”

“Peki”

Ross tekrar kendisini çalışmaya verdi. Elindeki kalemle sanki matematik problemi çözüyormuş gibi harıl harıl uğraşıyordu. Pamir sessizce odada oturup onu izledi.

Devam edecek…

 

 

 

Uğur ASLAN


Ocak 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme